Türk vergi sistemi - Büyükyılmaz Gümrük | Ceza | Hukuk&Danışmanlık

Türk vergi sistemi

0 44

Vergi Sistemi

Belli bir ülkede belli bir dönemde uygulanan vergilerin (geniş anlamda tüm kamu gelirlerinin) bütününe ilişkin hukuki rejim vergi sistemi olarak nitelendirilir.[1] Türk vergi sistemi ise, Türkiye’de belli bir dönemde uygulanan vergileri inceler.

Türkiye’de şu an çok vergili sistem geçerli olup, birden fazla kaynak üzerinden alınan birden fazla vergi bulunmaktadır.

Vergi hukuku literatüründe “Türk vergi sistemi” özel vergi hukuku olarak da adlandırılır. Bu adlandırmada, vergi hukukuna ilişkin genel ilkeler genel vergi hukuku adı altında anlatılırken, Türk vergi sistemi ya da özel vergi hukukunda, uygulamada olan vergi türlerinin yapısı ve bu vergilere ilişkin hukuk kuralları incelenir.

Vergi sistemi birçok ölçüte göre bölümlere ayrılarak analiz edilebilir. Bu ölçütler:

  1. Mükellefin durumuna göre; subjektif ve objektif vergiler,
  2. Vergiyi ödeyen ile vergi yükünü taşıyan kişi ayrıma göre; dolaysız ve dolaylı vergiler,
  3. Verginin kapsamına göre; genel ve özel vergiler
  4. Vergilendirilen ekonomik kaynağa göre; gelir üzerinden alınan vergiler, servet üzerinden alınan vergiler ve harcama üzerinden alınan vergiler.

Literatürde ağırlıklı olarak tercih edilen ölçüt, ekonomik kaynak ölçütüdür.

1930’lu yıllardan bu yana iktisat ve buna bağlı olarak maliye alanında meydana gelen hızlı değişim ve bu çerçevede özellikle Keynes devriminden sonra devletin ekonomideki rolüne ilişkin yaşanan hızlı dönüşüm kamu ekonomisi ve maliyesinin önemini giderek artırmıştır. Devlet anlayışında meydana gelen değişim, devlet tarafından gerçekleştirilmekte olan kamu hizmetlerinin nitelik ve nicelik bakımından daha iyi görülmesi gerektiği sonucunu doğurmuştur. Söz konusu hizmetlerin kalite ve miktarındaki artış doğal olarak kamu harcamalarını artırmış, artan kamu harcamaları da daha yüksek miktarlarda kamu geliri ihtiyacını ortaya çıkarmıştır.

Vergiler dolaylı ve dolaysız olmak üzere ikiye ayrılır. Dolaylı vergiler, bir mal veya hizmet üzerinden dolaylı olarak tahsil edilen vergilerdir. Mal ve hizmet satın alırken ödenmesi sebebiyle tahsili kolay ve ucuzdur. Bunun doğal bir sonucu olarak da bu tür vergilerde vergi mükellefi ile ödeyicisi farklıdır. Dolaysız vergiler ise vergi mükellefi tarafından doğrudan ve aracısız olarak devlete ödenen vergilerdir. Bu tür vergiler servet ve gelir üzerinden yasalarca belirlenen oranlarda alınan vergi türleridir. Bu kapsamda dolaysız vergilerde şahısların özel durumları göz önünde bulundurularak ödeme güçlükleri dikkate alınırken, dolaylı vergilerin yükümlüsü anonim olduğu için, bu vergilerin şahsileştirilebilmesi mümkün değildir.

Türk vergi sistemi hususunda tartışmalar, son yıllarda dolaylı vergilerin, vergi sistemi içerisinde önemi ve vergileme adalet ilkesi üzerinde yoğunlaşmaktadır. Kuşkusuz, özellikle son yıllarda, dolaylı vergilerin Türk Vergi Sistemi içerisindeki payı üzerinde hissedilebilir bir artış söz konusudur.

Uygun şekilde tasarlanmış ve etkin bir şekilde yürütülebilen dolaysız vergileme, doğrudan şirketlerin ve gerçek kişilerin kazançları üzerinden vergi alması ile gelir dağılımı eşitsizliklerinin önemli bir bölümünün giderilmesine yardımcı olabilmektedir. Ancak Türkiye’nin de kapsamında olduğu gelişmekte olan ülkeler, çeşitli sebeplere dayanarak, kamu giderlerinin karşılanması için dolaysız vergilere nazaran dolaylı vergilere başvurmaktadır.

Madde 73

Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür.

Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır.

Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.

Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna verilebilir.

Anayasamızın 73. maddesinin ilk kısmı vatandaşa ikinci kısmı ise devlete mükellefiyet yüklemektedir. Bu kapsamda vergi konusuna giren yurttaş vergisini ödemekle, devlet ise söz konusu vergilerin adil ve dengeli dağılımını sağlamakla yükümlüdür. O halde devlet vergilerin adil ve dengeli dağılımını sağlama doğrultusunda maliye politikası izlemek mecburiyetindedir demek naçizane kanaatimce yerinde olacaktır.

Mevcut durumda ülkemizde toplam vergi yükünün yüzde 70’e yakını nihai mal ve hizmet talep eden vatandaşın üzerinde olduğu çeşitli kurumlarca tasdik edilmiştir. Buna karşın gelir sahibi şirketler ve gerçek kişilerce kamu giderlerinin karşılanmasına yeterli katılım sağlanmamaktadır. Somut durum Anayasamızın 73. maddesine aykırılık teşkil ederek, devletin söz konusu maliye politikasının sosyal amacından uzaklaşmasına sebebiyet vermektedir.

Tüm bunların doğrultusunda Türk Vergi Sistemi kapsamında kronikleşen vergi aflarından vazgeçilmeli, aksine vergisini düzenli ödeyen mükellefler ödüllendirilmelidir. Bununla birlikte vergi bilinci ve ahlakı yerleştirilmeli ve vergi cezaları daha uygulanabilir ve caydırıcı hale getirilmelidir. Ücret gelirlileri üzerindeki yük hafifletilerek teşebbüs gelirlerinden vergi alınma yoluna gidilmeli ve sermaye üzerinden elde edilen kazançlar verginin konusu içine alınmalıdır. Bu açılardan ülkemiz vergi sistemi ciddi bir vergi reformuna ihtiyaç duymaktadır. Bu doğrultuda verginin tabana yayılmasını sağlayacak ve dolaylı vergiler üzerindeki vergi yükünü azaltacak, indirim, istisna ve muafiyetleri en aza indirecek detaylı bir çalışma Türk Vergi Otoritesini beklemektedir.

Osmanlı Dönem

Osmanlı Devletinde vergi, devletin finansal ihtiyaçlarını gidermek için padişah tarafından konulan yükümlülükleri ifade ederdi. Osmanlı ekonomisinin dayanağı tarım olduğundan, üzerinden vergi alınan kaynak da ağırlıklı olarak tarımdı. Tarıma dayalı olan bu vergilerden bazıları; ispenç vergisi, resm-i çift, resm-i nim, ve resm-i dönümdür.[2] Kuruluş tarihi olan 1299’dan, Tanzimat Fermanı’nın ilan edildiği 1839 tarihine kadarki süreçte vergilendirmeyle konusunda şer’i vergiler ve örfi vergiler olarak ikili bir ayrım söz konusu olmuştur.

Tekâlif-i Şer’iyye (Şer’i vergiler), ve aşar, haraç, zekât, cizye ve bunların alt kolları olarak seksene yakın vergiden oluşmaktaydı.[3] Bu vergiler esas itibarıyla İslam kurallarına dayalı vergilerdir.

Tekâlif-i Örfiye (örfi vergiler) ise, ağırlık merkezini teşkil etmiştir. Bu vergi türünün ilk örnekleri, II. Bayezid zamanında Avarız Vergisi ismiyle, olağanüstü zamanlar için toplanan bir vergi şeklinde kendini göstermektedir. Örfi vergiler, geleneklere göre konmuş ve herhangi bir din ayrımı olmaksızın herkesten (bütün mükellefleri=Raiyyet) toplanan vergilerdir. Bu vergilere bir diğer örnek ise, savaş hazırlıkları için toplanan İmdadiye-i Seferiye ve İane-i Cihadiye’dir. Sonradan bu vergiler “Mürettebat” adı altında birleştirilmiştir.[3] Ayrıca emlak, müsakkafat, temettü, bedel-i askeri, bedel-i nakdi, bedel-i tarik ve baş vergisi de örfi vergilerin başlıcaları olmuştur.

Erken Cumhuriyet Dönemi (1923-1960)

Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllarda Osmanlı Devleti’nden devralınan vergiler arasında aşar, ağnam, müsakkafat vergisi ve temettü vergisi yer almaktaydı.

Bu dönemdeki gelişmelerden biri, 1923 tarihinde İzmir İktisat Kongresi’nde alınan kararla aşar vergisinin kaldırılmasıdır. Aynı kongrede alınan bir diğer karar ise temettü vergisinin kaldırılarak yerine kazanç vergisi getirilmesiydi.

1929’da yaşanan Büyük Buhran sonrası kabul edilen vergilerden bazıları İktisadi Buhran Vergisi, Muvazene Vergisi, Hava Kuvvetlerine Yardım Vergisi’dir. Ancak bu vergiler buhran nedeniyle artan ihtiyacı karşılayamamıştır, ardından yaşanan İkinci Dünya Savaşı yıllarında ise bu ihtiyaç daha da artmış ve bunun üzerine savaş döneminde aşırı kar eden tüccarları vergilendirmek için varlık vergisi, tarımsal kazançları vergilendirmek için de toprak mahsulleri vergisi ile ayni muamele vergisi getirilmiştir.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan bu karmaşık vergi yapısını düzene sokmak amacıyla 1949 yılında Gelir Vergisi Kanunu kabul edilmiştir.

Günümüz Türk Vergi Sistemi

Gelir Üzerinden Alınan Vergiler

Türkiye’de gelir üzerinden alınan vergiler; gelir vergisi ve kurumlar vergisidir.

Gelir vergisinde, gerçek kişilerin gelirleri belli kurallar çerçevesinde vergilendirilirken; kurumlar vergisinde ise sermaye şirketleri, kooperatifler, iş ortaklıkları, dernek ve vakıflara bağlı iktisadi işletmeler ve iktisadi kamu kuruluşlarının elde ettiği gelir vergilendirilir.

Servet Üzerinden Alınan Vergiler

Türkiye’de servet üzerinden alınan vergiler, vergilendirilen servet unsuruna göre üçe ayrılır. Bunlar; emlak vergisi, motorlu taşıtlar vergisi, veraset ve intikal vergisidir.[kaynak belirtilmeli]

Harcamalar Üzerinden Alınan Vergiler

Türkiye’de harcamalar üzerinden alınan vergiler, çok çeşitli olup, en bilinenleri katma değer vergisi, özel tüketim vergisi, damga vergisi, şans oyunları vergisi banka ve sigorta muameleleri vergisi, özel iletişim vergisi, eğlence vergisi, çevre temizlik vergisi, gümrük vergileri, harçlar vb.’dir.[kaynak belirtilmeli]

Kaynakça

  • 1.Öncel, Mualla; Kumrulu, Ahmet; Çağan, Nami (2016). Vergi Hukuku. Ankara: Turhan Kitabevi. ISBN 9789757425861.
  • 2.”OSMANLI İMPARATORLUĞUNUN VERGİ SİSTEMİ HAKKINDA KISA BİR ARAŞTIRMA”. Şinasi Altundağ. Ankara Üni. Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Dergisi. 1947. 16 Mayıs 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 3 Mayıs 2020.
  • 3.”OSMANLI DEVLETİ’NDE VERGİ SİSTEMİ ve VERGİ DENETİMİ” (PDF). Yiğit Yılmaz. Vergi Raporu. Ocak 2019. Erişim tarihi: 3 Mayıs 2020.
Bir cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Gizlilik ve Çerezler: Bu sitede çerez kullanılmaktadır. Bu web sitesini kullanmaya devam ederek bunların kullanımını kabul edersiniz. Çerezlerin nasıl kontrol edileceği dahil, daha fazla bilgi edinmek için buraya bakın: Çerez Politikası Tamam Gözat