Hastanın onayı olmadan tedavi ya da müdahale yapılması -

Hastanın onayı olmadan tedavi ya da müdahale yapılması

İnsan sağlığına ve vücut bütünlüğüne yönelen her türlü müdahale, kişilik haklarının hukuka aykırı ihlali olarak kabul edilmektedir.

0 58

Kural olarak vücut bütünlüğüne dokunulabilmesi veya hastaya tıbbi müdahalede bulunulabilmesi için hastanın aydınlatılmış olduğuna dair yazılı veya sözlü onamının alınması gerekmektedir. Hastanın rızası dışında yapılan her tür tıbbi müdahale, bazı istisnalar saklı tutulmak kaydıyla, hukuka aykırı kabul edilmektedir.

İnsan hayatını, vücut bütünlüğünü ve sağlığını korumak maksadı ile acil sağlık ekipleri tarafından yapılan tıbbi müdahaleler bazı hal ve durumlarda hukuka uygunluk kazanır. Bunlar ise; acil tıbbi müdahalenin tedavi amaçlı ve tıp biliminin kurallarına uygun şekilde yapılması ve yapılan tıbbi müdahaleye hastanın rıza göstermesidir.

Gerçekleştirilen acil tıbbi müdahalenin uzman bir ekip eliyle yapılması ve hukuka aykırı bir fiil sayılmaması için hastanın rızasının bulunması esas olmakla birlikte bu durumun istisnai hükümleri saklıdır.

Örneğin;

  • Hastanın bilincinin yerinde olmadığı veya hayati tehlikesinin olduğu
  • Acil tıbbi müdahale yapılmaz ise kesin ölümle sonuçlanacak hal ve durumlarda rıza ilkesi kendiliğinden ortadan kalkmış olur.
  • Ergin olmayanlar veya fiil ehliyetinden yoksun kısıtlılar içinde bu gibi durumlarda rıza ilkesi aranmamaktadır

Yani vasisinin veya velisinin rızasına başvurulmaksızın acil tıbbi müdahalede bulunmak hukuka aykırı bir fiil teşkil etmemektedir.

Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşıldığı gibi acil sağlık hizmetlerinde acil tıbbi müdahale yapmak için her zaman hastanın rızasının alınmasının mümkün olmadığı gerçeği açıktır. Hastanın rızası alınmaksızın yapılan acil tıbbi müdahalelerden dolayı dava zaman aşımı süresi içerisinde olası şikayet üzerine veya re’sen açılacak aleyhe soruşturmalardan korunabilmek için vaka kayıt forumları oldukça önem arz etmektedir. Hasta veya yakınlarının tedaviyi kabul edip etmedikleri veya imza vermekten imtina ettiklerine dair yazılı metnin vaka kayıt formunun ilgili kısmında yer alması sağlık personelleri ve bağlı bulundukları kurum açısından ciddi bir öneme sahiptir.

Gecikildiği takdirde veya gerekli tıbbi müdahalede bulunulmadığında hastanın ölmesi veya sağlık yönünden ağır bir zarara uğraması durumlarında yapılan acil tıbbi müdahale için rızanın aranmayacağı ve yine bilinci kapalı veya herhangi bir neden sonucu şuurunu yitirmiş hastalar için tıbbi müdahale aciliyet ve zaruret teşkil ediyor ise hastanın rıza ilkesinin kendiliğinden ortadan kalktığı ve hastaya uygun acil tıbbi müdahale yapılması gerektiği izah edilmektedir.

Rıza ilkesine getirilen bu istisnai durum 1982 anayasasının 17/2.m “tıbbi zorunluluk” şeklinde zikredilmiştir.

Hukukumuzun anayasal güvence altına almış olduğu vücut bütünlüğüne dokunulmayacağı ilkesi acil hal ve durumlarda her ne kadar kendiliğinden ortadan kalktığı bilinse de acil sağlık hizmetlerinin işleyişinde bir takım güçlüklerle karşılaşılmaktadır. Örneğin; yaşlı veya yatağa bağımlı şekilde hayatını devam ettirmek zorunda kalan veya fiil ehliyetinden yoksun bulunan kişilerin yasal temsilcilerinin tedaviyi reddetmesi ve acil tıbbi müdahaleye müsaade etmemesi. Ergin ve fiil ehliyetine haiz olmasına rağmen sonucu öngöremeyenler, acil tıbbi müdahale edilmez ise iki saat içerisinde kuvvetle muhtemel ölebilecek olan hastalar ve benzeri bir çok hastaya veya yakınlarına sağlık ekipleri tarafından ölüm dahil gelişebilecek komplikasyonlar anlatılsa da tedaviyi reddetmeleri hukuki açıdan tartışma konusu oluşturmaktadır.

Hukukumuzda en çok merak edilen, bilinmesi gereken alanlardan biri de sağlık hukuku çerçevesinde hasta haklarıdır. Vazgeçilmez haklardan olan yaşama hakkının bir tezahürü bir kapsam olarak ele alabileceğimiz, hak olarak bu hakkı sağlıklı yaşama hakkı olarak da ifade edebiliriz.

Herkesin bu hakka ihtiyaç duyduğu anlar olmakta ve bu haklardan bihaber olunması sonucu kişilerin hayat şartlarını etkileyecek sonuçların doğması muhtemeldir. Bir hastanede veya buna benzer sağlık kuruluşunda hizmet alan kişiye hasta denilmektedir.

Peki bir hastanın hakları neleri kapsamaktadır?

Öncelikli olarak hastanın bilgi edinme hakkı mevcuttur. Hasta tıbbi süreçte, kendine uygulanacak tedaviler, konulan teşhisler, tedavi sırasında olabilecek riskler ve tıbbi müdahale ile ilgili diğer her şey hakkında bilgi edinme hakkına sahiptir.

Bu talebi müdahalede bulunacak sağlık personelinden edinme hakkına sahiptir. Bunu geniş yorumlarsak hastanın sağlık personeliyle dil farkı olsa dahi bu hakkından yararlanmak için üstün yararı gereği bir tercüman eşliğinde dahi olsa kendine bilgi verilmek zorundadır.

Bu haklarından haberdar olmayan kişiler var

Kişi bazen bu haklarından bihaber olduğu için bilgi edinmek adına soru sormaktan imtina etse dahi tıbbi müdahalede bulunan sağlık personelinin bilgi edinme hakkı çerçevesinde hastaya re ‘sen (kendiliğinden) bilgi vermesi beklenmektedir.

Tıbbi müdahale yapılmadan önce hastaya da bilgi verilmek zorunda mı?

Elbette, uygulanacak tıbbi müdahale çerçevesinde hastanın onayının alınması gerekmektedir. Buna da kısaca “onay hakkı” diyebiliriz. Tıbbı müdahale içerisinde ameliyat, muayene ve aslında hukuki anlamda vücut bütünlüğünü ihlal edecek nitelikte önlemler bulunmaktadır. Bu sebeple önceden bilgilendirildiği bir tıbbi müdahale için hasta, onayının alınması hakkına sahiptir.

Tedavi hakkı

Hastanın bir diğer hakkı da Tedavi Hakkıdır. Hasta her ne şart altında olursa olsun, dil, din, ırk, cinsel kimlik farkı gözetilmeksizin tedavi hakkına sahiptir. Sağlık personeli geçerli bir sebebi olmadığı sürece de tedaviden kaçınamaz. Hastanın tedaviyi uygulayacak sağlık personelini seçme hakkı bulunmaktadır. Hastanın tedaviyi isteme hakkı olduğu gibi tedaviyi “reddetme hakkı” da bulunmaktadır. Ayrıca hastanın sıra tıbbi tedaviye erişim hakkı da mevcuttur. Özellikle acil müdahale gerektiren durumlarda hastanın tedaviye erişmek için saatlerce belki de günlerce beklemesi beklenemeyecektir.

Hasta kendisine ait bilgileri hastaneden saklamasını isteyebilir mi?

Yukarıda bahsettiğimiz gibi hasta tedavi olurken bazı bilgileri de sağlık personeli ile paylaşmaktadır. Bunun içerisinde kimlik bilgileri, telefon bilgileri, hastalığı ile ilgili bilgiler de yer almaktadır. Bu bilgilerin hastalığın takibi ve diğer sağlık durumları sebebiyle temin edildiği bilinmektedir. Ancak hasta mahremiyeti gereği, hastanın bu bilgilerin korunmasını isteme hakkı mevcuttur. Bu bilgiler ilgili sağlık personeli hariç herhangi bir kişiyle ya da kurumla paylaşılamaz. Eğer böyle bir durum ortaya çıkarsa kişisel verilerin korunması kanununa aykırılık sebebiyle, bir suç durumu oluşacaktır.

Tıbbi tedavi aynı zamanda hukuksal anlamda vücut bütünlüğünün ihlalini içerse de hastanın üstün yararı sebebiyle ihlal suçunu oluşturmamaktadır. Ancak bu her durumda doğru değildir. Özellikle açık ameliyat içerikli tıbbi tedavilerin bazıları riskli olabilmekte, hatta hastanın hayatına dahi mal olmaktadır. Peki bu durumda kamunun ve sağlık personelinin sorumluluğu ne ölçüdedir.

Tabi ki sağlık personellerinin özelinde düşündüğümüzde, özellikle doktorların işlerinin stresli ve yoğun olması dolayısıyla bir de her koşulda sınırsız bir sorumluluk yüklenmesi, iş güvenliği açısından da olumlu ve sağlıklı sonuçlar doğurmayacaktır. Ancak tıbbi müdahalede bulunan personelin ağır kusuru, kasta yaklaşacak derecede kusuru ve kastı olması durumunda, vücut bütünlüğünün ihlalinden söz edilebilecektir.

Sıkça karşılaşılan durumlara örnek olarak, yanlış tedavi uygulanması, ameliyat anında hastanın vücudunda yabancı maddeler unutulması ve örneğini artıracağımız birçok durumda, hastanın hayati durumu, vücut bütünlüğü, “yani genel anlamda sağlığının sekteye uğraması” durumunda sorumluluk doğmaktadır. Cezai sorumluluğun yanı sıra, maddi-manevi tazminat sorumluluğu da oluşmaktadır.

Sağlık çalışanları, Bakanlığa bağlı olarak iş görmekte olduğundan buradaki sorumluluk direkt olarak KAMUNUN SORUMLULUĞUDUR. Yani aslında vatandaşımız hasta olarak o tedaviyi alıp kamuya güvenmekte olduğunuzdan, Kamu da sizin haklarınızı korumak zorunda olduğundan, bu durumdan kaynaklanan tazminat sorumluluğu doğmaktadır. Böyle bir durumla karşılaşıldığı takdirde idare mahkemesinde dava açarak zararın karşılanmasını talep edilebilir.

Bir cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Gizlilik ve Çerezler: Bu sitede çerez kullanılmaktadır. Bu web sitesini kullanmaya devam ederek bunların kullanımını kabul edersiniz. Çerezlerin nasıl kontrol edileceği dahil, daha fazla bilgi edinmek için buraya bakın: Çerez Politikası Tamam Gözat