Fikri Mülkiyet Hakları Temel Bilgiler -

Fikri Mülkiyet Hakları Temel Bilgiler

0 45

Fikri Mülkiyet

Fikri mülkiyet hakları (intellectual property rights); telif hakları ve sınaî mülkiyet hakları olmak üzere iki gruba ayrılır.

Telif hakları (copyrights) kendi içinde dört ana kategoriden oluşur:

  • i)İlim ve edebiyat eserleri,
  • ii) Musiki eserleri,
  • iii) Güzel sanat eserleri,
  • iv) Sinema eserleri.

Hususiyet taşıyan eserlerden doğan haklar münhasıran sahiplerine ait olup, üçüncü kişiler bu hakları izinsiz kullanamaz.

Sınaî mülkiyet hakları (industrial property rights) ise patent, marka ve tasarım gibi hakları kapsayan bir üst kavramdır. Bu haklar; sanayi ve tarımdaki buluş, yenilik, tasarım ve özgün çalışmaların ilk uygulayıcıları ile marka ve ticaret unvanı gibi ayırt edici ad ve işaretleri taşıyan ürünleri üretmek ve satmak gibi yetkileri belirli sürelerle sahiplerinin tekeline bırakan gayri maddi haklardır.

Telif hakları, patentler, faydalı modeller, tasarımlar, markalar, coğrafi işaretler, yeni bitki çeşitleri, entegre devre topografyaları, biyoteknoloji, gen teknolojisi, bilgisayar programları, veri tabanları ve hatta ticari sırlar fikri mülkiyet şemsiyesi altındadır. Kavram giderek genişleme eğilimindedir. Son zamanlarda uluslararası arenada folklor, biyoçeşitlilik, geleneksel bilgi ve hatta nanoteknoloji bu bağlamda yoğun bir şekilde tartışılmakta ve bu konularda ulusal ve uluslararası düzeyde yeni kurallar kabul edilmektedir. Ayrıca fikri mülkiyetin, rekabet ve haksız rekabet gibi alanlarla da sıkı ilişkisi vardır.

Telif hakları, eserin meydana getirilmesiyle kendiliğinden doğar. Bunun için bildirim ya da tescil gibi bir prosedüre ihtiyaç yoktur. Buna karşılık patent, faydalı model, marka ve tasarım gibi sınaî mülkiyet kategorisinde yer alan haklar Türk Patent gibi bir idari kurumda tescil ettirilmelidir. Sınai haklar bakımından esas olan tescildir; tescilsiz koruma istisnaidir.

Fikri mülkiyet hakları, hukukun diğer alanlarından farklı, kendine özgü (sui generis) niteliklere sahiptir. Fikri mülkiyetin özellikleri dikkate alınmaksızın düz mantıkla, bu alanda yaşanan hukuki problemlere çözüm üretilemez.


Telif Hakkı

Ülkemizde telif hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) ile korunmaktadır. FSEK ile şu dört eser grubu korunur: i) İlim ve edebiyat eserleri, ii) Musiki eserleri, iii) Güzel sanat eserleri, iv) Sinema eserleri. Bunların yanında FSEK ile mektup, portre, ad ve alamet gibi eser vasfında olmayan koruma konuları da düzenlenmiştir.

FSEK’te bir fikri ürünün eser olarak korunabilmesi için üç şart aranır: i) Şekli Şart: FSEK’te öngörülen ve yukarıda belirtilen eser gruplarından birine dahil olma. ii) Subjektif Şart: Sahibinin hususiyetini taşıma. iii) Algılanabilir Olma: Bir fikri ürünün eser sayılabilmesi için, objektif olarak algılanabilir nitelikte olmalıdır. Sadece fikir aşamasında kalan, algılanabilir düzeye gelmeyen fikri ürünler korumadan yararlanamaz. Ancak bu şart bir fikri ürünün mutlaka cisimleşmesini de gerekli kılmaz. Sözgelimi, bir konferanstaki konuşma, hususiyet taşıyorsa eserdir.

FSEK korumasındaki merkez kavram eserdir. Dünyadaki yeni anlayışa paralel olarak eser kavramı, birçok çalışmayı içine alan geniş bir anlama bürünmüştür. Yukarıda belirtildiği üzere FSEK’e göre eser kavramı dört ana kategoriye ayrılmıştır. Bu kategoriler çoğaltılamaz. Ancak dört ana kategorinin içinde yer alan alt kategoriler sınırlı sayıda olmayıp, örnek kabilinden sayılmıştır. Bunların haricinde ayrıca sahibinin hususiyetini taşıyan işlenmeler de eser kabul edilmiştir. Müstakil bir eserden istifade edilerek meydana getirilen, müstakil esere bağımlı olan ve sahibinin hususiyetini taşıyan eserler işlenmedir. Örneğin, tercümeler, bir eserin izah ve şehri, musiki aranjman ve tertibi birer işlemedir.

Bir çalışmanın eser sayılarak korunabilmesi için tamamlanmış olması gerekmez. Bununla birlikte çalışma, sahibinin hususiyetini yansıtacak düzeye gelmişse eser olarak korunur. Hususiyet arz etmeyen çalışmalar eser korumasından yararlanamaz. Eser parçaları da koruma görür.

Fikirler ve yöntemler eser korumasından yararlanamaz. Teknik bir probleme çözüm üreten fikirler ancak patent mevzuatıyla korunabilir. FSEK ile korunan, fikirlerin ifade ediliş şeklidir (expression of the ideas). Bu bağlamda herkes İstanbul üzerine bir hikâye kitabı yazabilir. Yine herkes Galata Kulesi’ni konu alan şiir yazabilir. Ancak hiç kimse Yahya Kemal’in Aziz İstanbul şiirinin bir ya da birkaç mısrasını kendisine mal edemez.

Eser sahibi, eseri meydana getiren kişidir. Eseri ancak gerçek kişiler meydana getirebilir. İşçi – işveren ilişkisinde eserin sahibi, eseri meydana getiren işçidir. Ne var ki, iş ilişkisi gereği meydana getirilen eser üzerindeki haklarda tasarruf yetkisi işverene bırakılmıştır. Manevi haklar eser sahibinde kalır. Ancak işveren, belirli bir ölçüde bu hakları kullanabilir.

Koruma şartlarını taşıyan bir eser, sahibine manevi ve mali/ekonomik haklar sağlar.
Manevi haklar:

a) Kamuya sunma hakkı
b) Eser sahibi olarak tanıtılma hakkı/adın belirtilmesi yetkisi
c) Eserde değişiklik yapılmasını önleme hakkı
d) Eserin aslına ulaşma hakkı
e) Teşhir hakkı
f) Tahrip etmeyi önleme hakkı.

Mali haklar:
a) İşleme hakkı
b) Çoğaltma hakkı
c) Yayma hakkı
d) Temsil hakkı
e) Yayın ve umuma iletim hakkı

Diğer Haklar:
a) Pay ve takip hakkı
b) Cayma hakkı
c) Vazgeçme hakkı

FSEK’te eserden doğan hakların yanında bağlantılı haklar da korunur. Bu kapsamda yasa koyucu kültür endüstrisine yatırımı korumaktadır.

Bağlantılı hak sahipleri:
a) İcracı sanatçılar
b) Fonogram/plak yapımcıları
c) Radyo-TV kuruluşları
d) Film yapımcıları
e) İcrayı organize eden müteşebbisler.

Eser üzerinde eser sahibine tanınan mali haklar bir başkasına yazılı bir sözleşmeyle devredilebileceği gibi bu hakların kullanım (lisans – ruhsat) hakkı da başkasına bırakılabilir. Buna karşılık manevi hakların devri mümkün olmamakla birlikte, bunların kullanımı bir başkasına bırakılabilir.

Eser sahibinin haklarına bir tecavüz olduğunda hak sahibi, hukuk ve ceza davaları açabilir. Tecavüz halinde üç katı tazminat, 3 aydan 4 yıla kadar hapis cezası, yüksek miktarlarda para cezaları ve korsan ürünlerin imhası gibi yaptırımlar öngörülmüştür.


Marka

Ticaret erbabı, bazen kendilerini bazen de ürün ve hizmetlerini başkalarından ayırt etmek için birtakım ayırt edici ad ve işaretler kullanır. Tanıtıcı işaretlere ayırt edici ad ve işaretler de denir. Bu tanıtıcı işaretler günlük yaşamımızda farklı şekillerde ortaya çıkar. Bunların başında marka gelir.

Marka; bir işletmenin mal veya hizmetlerini diğer işletmelerin mal veya hizmetlerden ayırt eden işarettir. Marka olabilecek işaretlerin kapsamı oldukça geniştir. Bu bağlamda kişi adları dâhil özellikle sözcükler, şekiller, harfler, sayılar ve malların veya ambalajlarının biçimi gibi her türlü işaret marka olabilir. Bugün koku ve ses markaları dahi korunmaktadır. Ülker, Arçelik ve Bellona gibi ürün markaları yanında Akbank ve Güneş Sigorta gibi hizmet markaları da koruma altındadır.

Ticaret unvanı, taciri; işletme adı ise işletmeyi tanıtır. Örneğin, Gökkuşağı Tekstil San. ve Tic. Ltd. Şti. bir ticaret unvanıdır. Buna karşılık Çemberlitaş Turşucusu bir işletme adıdır. Uygulamada unvan ve işletme adları genellikle marka olarak da tescil ettirilmektedir.

Demek ki marka, ürün veya hizmeti; ticaret unvanı, taciri; işletme adı ise işletmeyi tanıtır. Sınai mülkiyet haklarından olan markalar 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu ile düzenlenmiştir. Ticaret unvanı ve işletme adı ise Ticaret Kanununda düzenlenmiş olup, bunlar markaya oranla daha zayıf bir korumaya sahiptir.

Marka hakkı kullanım yoluyla veya tescille kazanılır. Kullanımla kazanıma gerçek hak sahipliği denir. Bu bağlamda başkasının kullandığı ve fakat tescil ettirmediği bir markayı kendi adına tescil ettiren kişi gerçekte marka sahibi olamaz. Zira markayı kullanan gerçek hak sahibi, sonradan o kişiye karşı dava açarak markayı hükümsüz kıldırabilir veya markanın devrini talep edebilir. Ancak uzunca bir süre sessiz kalındıktan sonra açılan davalar reddedilmektedir. Sınai Mülkiyet Kanunu sessiz kalma bakımından beş yıllık süre öngörmüştür.

Fikri mülkiyet hukukunda ülkesellik ilkesi geçerli olduğu için markasını Türkiye’de tescil ettiren kişinin markası kural olarak sadece Türkiye’de korumadan yararlanır. Başkaca ülkelerde de markasını korumak isteyen kişi o ülkelerde de tescil ettirmelidir. Türkiye’nin de tarafı olduğu bazı uluslararası anlaşmalar, başvuru ve tescil kolaylıkları sağlamaktadır.


Patent

Patentlerde merkez kavram, patentin konusunu oluşturan buluştur. Patent, teknik yönü olan buluşlara verilir. Teknolojik ilerlemelere ilişkin korumanın sınırlandırılabileceği endişesiyle yasal düzenlemelerde buluşun tanımı yapılmamıştır. Bir tanım vermek gerekirse buluş, teknik bir problemi çözen ve yenilik özelliği taşıyan insan fikridir. Buluş, teknik alanda spesifik bir problemin çözümüdür.

Aynı teknik probleme farklı çözümler üretilebilir. Dolayısıyla aynı soruna ilişkin birden çok buluş yapmak mümkündür. Örneğin, bir tükenmez kalemin ucu dışarıya bastırılarak ya da döndürülerek çıkarılabilir. Yine bir kişi ABS fren sistemini bulduysa başka birisi ASR ya da başka bir fren sistemini bulabilir. Bu fren sistemlerinden her birine, koruma şartlarını taşımak kaydıyla ayrı ayrı patent belgesi alınabilir. Çünkü az önce de belirtildiği gibi teknik bir probleme (örneğimizdeki kalemin ucunu dışarıya çıkarma ya da arabanın durmasını sağlama problemine) birden çok çözüm üretilebilir.

Patent, sanayiye uygulanabilir bir buluşun sahibine, resmi organlarca düzenlenen ve izinsiz kullanımları belirli bir süre engelleme yetkisi veren resmi nitelikte bir belgedir. Dar anlamda belgeden doğan hakka patent denir. Geniş anlamda ise patent, hem buluş üzerindeki tekel niteliğindeki hakkı (patentten doğan/patent hakkını) hem de bu hakkı ispatlayan belgeyi (patent belgesini) ifade eder. Tasarım ve marka gibi sınaî haklara verilen belgelere de zaman zaman hatalı bir şekilde patent denilmektedir. Oysa tasarım ve marka belgeleri patent belgesinden tamamen farklıdır.

Bir buluşa patent belgesi verilebilmesi için söz konusu buluşun yeni, tekniğin bilinen durumunu aşması ve sanayiye uygulanabilir olması gerekir.


Faydalı Model

Faydalı model koruması, patent hukukunun bir parçasıdır. Faydalı model, küçük buluş ya da küçük patent (utility model-petty patent) olarak da isimlendirilir. Küçük buluşlara, patentlere oranla daha ucuz, hızlı ve basit bir tescil sistemi öngörülerek faydalı model koruması sağlanmaktadır. Esneklik, belgelendirmedeki hız ve karmaşık işlemlerin yokluğu gibi özellikleri nedeniyle faydalı modeller KOBİ’lerin ihtiyaçlarına uygundur. Patentin koruma şartlarını taşıyan bir buluş, faydalı model korumasından yararlanabileceği gibi patentin koruma şartlarını taşımayan, ancak yine de teknik alanda ilerlemeler sağlayan küçük buluşlar da faydalı model ile korunmaktadır.

Firmalar, yaptıkları Ar-Ge çalışmalarıyla, teknik alanda yararlı gelişmeler kaydetmektedir. Bu gelişmeler patent korumasının şartlarını karşılamayabilir. Pazardaki başarının anahtarı, tamamen yeni ürün geliştirmenin yanında, var olan ürünlerde değişikliklere gitmektir. Bu değişikliklerin düzeyi patent mevzuatında olduğu kadar yüksek tutulursa, yapılan bazı değerli çalışmalar korumasız kalacaktır. Kısacası, patent korumasının cevap veremediği bir grup buluş vardır ki, bunların da koruma altına alınması gerekir. Bu ihtiyacı karşılayacak olan ise faydalı model korumasıdır.

Faydalı model hakkı, tescilli bir hak olup teknik ve fonksiyonel buluşlarda sahibine tekel niteliğinde yetkiler verir. Faydalı model mevzuatı, teknik buluşları koruduğundan dolayı, ürünlerin dış görünümünü koruyan tasarım korumasından ayrılır. Tasarımlar, ürünün görünümü; patentler (ve faydalı modeller) ise ürünün çalışma prensibiyle ilgili kavramlardır. Patent ve faydalı model hukuku ürünlerin özgün üretim tekniklerini, tasarım hukuku ise ürünlerin özgün şekillerini konu alır. Hem faydalı model hem de tasarımlarda yenilik kriteri aranmakla birlikte bu iki koruma sisteminde yenilik kavramından tamamen farklı şeyler anlaşılmaktadır. Zira faydalı modellerde teknikteki yenilikler korunurken, tasarımlarda ürünün görünümündeki yenilikler/farklılıklar korunur. Bununla birlikte faydalı model ve tasarım koruması uygulamada zaman zaman birbirine karıştırılmaktadır.

Faydalı modeller, koruma şartları bakımından buluşun yeni olması, sanayiye uygulanabilir olması yönleriyle patente benzer. Ancak patentten farklı olarak faydalı modellerde, buluş basamağı (inventive step) şartı aranmaz. Faydalı model hakkı, sahibine patent tipi bir koruma sağlar. Yani faydalı model koruması esasen patent hukukunun bir parçasıdır. Geleneksel olarak bu iki hak birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Gerçekten her iki hakkın konusu da buluşlardır. Bu nedenle bu hakları düzenleyen hükümlerin benzer olması da doğal karşılanmalıdır. Buna karşılık faydalı model başvurusundaki sürecin, köklü bir şekilde patentten farklılaştırılması, faydalı modellerin maliyetinin düşük olmasını ve tescil sürecinin de hızlı ve pratik olmasını sağlar. Bu da özellikle KOBİ’ler için büyük bir fırsata dönüşür.


Tasarım

Bugün endüstriyel ürünlerden el sanatlarına, teknik ve tıbbi cihazlardan saat ve mücevherlere, tekstilden modaya kadar birçok alanda tasarım vazgeçilmez hale geldi. Tasarım deyince akla ilk gelen ürünün süsü ve estetiğidir. Ancak modern anlayışa göre tasarım, estetik ile fonksiyonun evliliğidir. Bu çerçevede hukukumuzda estetik tasarımların yanında estetik nitelikte olmayan tasarımlar da korunur. Yeter ki, ortada farklı bir tasarım bulunsun.

Tasarım koruması bakımından kural olarak bir sektör sınırlaması da yoktur. Endüstriyel tasarımların yanında bir zanaat ve yine sanatsal değer taşıyan tasarımlar da korunur. Ayrıca el sanatlarının telif mevzuatı ile korunması, bunların tasarım mevzuatıyla korunmasına engel değildir. Yani hak sahibi, hem tasarım hem de telif yasasına dayanarak çoklu korumadan yararlanabilir (kümülatif koruma ilkesi).

Hukukçular ve tasarımcılar, tasarım kavramından farklı şeyleri anlıyor. Tasarımcılara göre tasarım, pazarda tespit edilen ihtiyacı en iyi şekilde karşılayacak ürünün planlanması eylemidir. Yani tasarımcılar bu terime, üretim sürecinin tamamını kapsayacak genişlikte bir anlam yükler. Tasarımcılara göre, ürünün görünümünün yanında yapısı, işlevi, dayanıklılığı, çalışma kolaylığı, güvenliği, ergonomisi ve çevreyle etkileşimi gibi birçok husus tasarım kavramına dâhildir. Buna karşılık hukuki bakımdan tasarım; bir ürünün tamamının veya bir parçasının çizgi, şekil, renk, biçim, doku, malzemenin esnekliği ve/veya süslemesi gibi insan duyularıyla algılanabilen çeşitli unsur veya özelliklerinin oluşturduğu görünümdür. Kısaca hukukçulara göre tasarım, bir ürün veya ürün parçasının görünümüdür. Tasarımcıların diliyle konuşacak olursak tasarım koruması neredeyse kabuk tasarımına indirgenmiştir.

Patent ve faydalı model mevzuatıyla sanayide elde edilen faydalı avantajlar/ilerlemeler korunurken, tasarım mevzuatıyla ürünlerin görünümündeki yenilikler/farklılıklar korunur. Diğer bir deyişle, patent ve faydalı model hukuku ürünlerin özgün üretim tekniklerini, tasarım hukuku ise ürünlerin özgün şekillerini konu alır. Demek ki tasarımlar, ürünün görünümü; patentler (ve faydalı modeller) ise ürünün çalışma prensibiyle ilgili kavramlardır.

Bir ürün hem tasarım, hem de patent (veya faydalı model) mevzuatının koruma şartlarını taşıyorsa, hak sahibi her iki mevzuata da dayanabilir (çoklu – kümülatif koruma ilkesi). Örneğin, bir Ferrari otomobilin görünümü tasarım mevzuatıyla korunur. Bu tasarımın, otomobile kazandırdığı airo dinamik yapı nedeniyle yakıt tasarrufu sağladığı düşünülsün. İşte tasarımın yakıt tasarrufu kazandırma özelliği, patent (ve faydalı model) mevzuatıyla korunur. Her iki korumadan da faydalanmak isteyen kişinin, hem tasarım hem de patent veya faydalı model belgesi alması gerekir. Uygulamada tasarımlar, patentten ziyade faydalı modellerle karıştırılıyor. Hatta eskiden faydalı model kavramı yerine faydalı tasarım terimi kullanılmaktaydı. Oysa tasarım, görünümü; faydalı model ise buluşu, yani fonksiyonu/işlevi konu alır.

Bazı tasarımlar, aynı zamanda telif yasasının koruma şartlarını da taşıyabilir. Bu durumda söz konusu tasarım, hem tasarım hem de telif mevzuatına göre eser olarak korumadan faydalanır (çoklu – kümülatif koruma ilkesi). Sözgelimi, bir vazo üzerine işlenen grafik tasarımı tasarım mevzuatı yanında, estetik nitelikteyse ayrıca güzel sanat eseri olarak da korunur. Tasarım sahiplerinin, tasarımlarını eser olarak koruyabilmesi kendilerine büyük avantaj sağlar. Zira tasarım mevzuatına göre bir tasarım maksimum 25 yıl korunurken; aynı tasarım telif mevzuatı kapsamında eser olarak tasarımcının hayatı boyu + 70 yıl süreyle korunur. Yine tasarım koruması için tescil zorunluluğu varken, eserler bakımından tescil gerekmez.


Bir cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Gizlilik ve Çerezler: Bu sitede çerez kullanılmaktadır. Bu web sitesini kullanmaya devam ederek bunların kullanımını kabul edersiniz. Çerezlerin nasıl kontrol edileceği dahil, daha fazla bilgi edinmek için buraya bakın: Çerez Politikası Tamam Gözat