Eser Sahipliğinden Doğan Hakların Miras Yoluyla İntikali -

Eser Sahipliğinden Doğan Hakların Miras Yoluyla İntikali

0 35

Fikir ve Sanat Eserleri, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu tarafından düzenlenmiştir. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu; eser olabilmek için sahibinin özelliğini taşıması ve kanunda sayılan ilim ve edebiyat eseri, güzel sanat eseri, müzik eseri, sinema eseri ve islenme eser türlerinden birine girmesi gerekmektedir. Eser sahibi öldükten sonra eseri ve eseri üzerindeki haklarının korunması tezimizde incelenmiştir. Eser sahibinin eseri üzerindeki hakları manevi ve mali hakları olmak üzere ikiye ayrılır. Mali değeri bulunan haklara mali haklar, para ile ölçülmesi mümkün olmayan haklara manevi haklar denir. Eser sahibinin manevi hakları Fikir ve sanat Eserleri Kanunu mad.14-17 arasında düzenlenmiştir. Manevi hakların eser sahibi öldükten sonra FSEK mad.19’da belirtilen kişilerce (yakınlar tarafından) kullanılmaktadır. Eser sahibinin mali hakları ise kanunda 21-25 ve 45. madde de düzenlenmiştir. Eser sahibi öldükten sonra mali haklar, 63.maddeye göre mirasçılara intikal etmektedir. Sonuç olarak eser sahibi öldükten sonra eseri üzerindeki mali ve manevi hakların kullanılması kanunda ayrı düzenlenmiş, ayrı hükümlerle koruma altına alınmıştır.

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, eser sahipliğinden do-ğan haklarla ilgili olarak diğer hukuk dallarında yer almayan ilginç bir ayrıma yer vermiştir. Buna göre; eser sahipliğinden doğan haklar mali ve manevi haklar olmak üzere ikiye ayrılmıştır. (Manevi haklarla ilgili olarak m. 14-17; mali haklarla ilgili olarak m. 21-25). Bu ayrım ile ortaya çıkan manevi ve mali hak kavramları, fikri haklara özgü nitelikleri olan kavramlardır.

Eser sahipliğinden doğan mali hak; eser sahibinin eseriyle olan malvarlıksal ve ekonomik haklarını ifade eder. Manevi haklar ise eser sahibinin eserle olan manevi bağlarından doğan haklardır.

Mali Hakların Miras Yoluyla İntikali

Ölenin hak ve borçlarının miras yoluyla intikali genel olarak Türk Medeni Kanunu’nda Üçüncü Kitapta “Miras Hukuku” başlıklı 495-682. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu hükümlerin incelenmesi halinde, bir kimsenin ancak ekonomik değeri olan varlıklarının miras yoluyla intikal edebileceği ortaya çıkmaktadır. Ölenin şahsına bağlı haklar, ölümle birlikte son bulur; miras yoluyla intikal etmezler.5 Mali ve manevi hakların miras yoluyla intikali konusunda 5846 sayılı Kanun özel hükümler getirmiştir.

Alman Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, eser sahipliğinden doğan hakların miras yoluyla intikali açısından bir ayrım yapmadan “Eser sahipliğinden doğan haklar, miras yoluyla intikal edebilirler. Eser sahibi eser sahipliğinden doğan haklarının kullanımını ölüme bağlı bir tasarrufla vasiye-ti tenfiz memuruna bırakabilir” şeklinde ifade etmiştir.

5846 sayılı Kanun’un 63. maddesine göre “Bu kanunun tanıdığı mali haklar miras yolu ile intikal eder. Mali haklar üzerinde ölüme bağlı tasarruflar yapılması caizdir” hükmünü getirmiştir.

Mali haklar eser sahibinin eseriyle olan malvarlıksal ve ekonomik haklar olduğuna göre ölüm halinde bunların miras yoluyla intikal edeceğinin öngörülmesi, Miras hukukunun genel ilkelerine uygundur.

Maddenin 1. fıkrası bu konuda genel kuralı tekrar etmekte ve mali hakların miras yoluyla intikal edebileceğini hükme bağlamaktadır. Maddenin 2. fıkrası aynı ilkenin devamı olarak mali hakların ölüme bağlı tasarruflara konu olabileceğini belirtmektedir. Buna göre; mad-denin 1. fıkrası, eser sahibinin herhangi bir ölüme bağlı tasarrufta bulunmaması halinde mali haklarda kanuni mirasçılığı öngörmektedir. Madde sadece mali hakların miras yoluyla intikale elverişli olduklarını belirtmekle yetinmiş; bu haklara kimlerin mirasçı olacaklarını hükme bağlamamıştır. Bunun sonucu olarak mali hakların miras yoluyla kimlere intikal edeceği hususu yasal mirasçıları belirleyen Türk Me-deni Kanunu’nun m. 495-501 hükümlerine göre tayin edilecektir. Bu maddeler gereğince; mali haklar eser sahibinin altsoy zümresine, bunlar yoksa ana baba ve bunların altsoyları zümresine; bunlar da yoksa büyük ana ve baba ile bunların altsoyları zümresine intikal edecektir.

Eser sahibinin sağ kalen eşi varsa, durum buna göre değerlendirilecektir. Bu durumu şöyle açıklayabiliriz:

  • Sağ kalan eş ile birlikte eser sahibinin altsoyu varsa, mali haklar bunlara kalacaktır. Sağ kalan eş ¼ oranında mülkiyet hakkına sahip olacak, ¾ oranındaki mülkiyet hakkını ise eser sahibinin altsoyu paylaşacaktır. 
  • Eser sahibinin alt soyu yoksa mali haklar sağ kalan eş ile eser sahibinin üst soy zümresine kalacaktır. Bu durumda sağ kalan eş mali hakların ½ sini alacak, kalan ½ pay ise eser sahibinin üst soy zümresi-ne verilecektir. 
  • Eser sahibinin üst soyu (ana babası ve bunların altsoyu) yoksa, mali haklar sağ kalan eş ile eser sahibinin büyük ana ve babası ile onların çocuklarına kalacaktır. Bu durumda sağ kalan eş mali hakların ¾ üne sahip olacak, kalan ¼ ise eser sahibinin varsa büyük ana ve baba-sına, yoksa bunların çocuklarına (yani eser sahibinin hala, amca, teyze veya dayılarına) kalacaktır.

Kanunun 63. maddesinin II. fıkrası mali haklarda sadece yasal mirasçılığın söz konusu olmadığını, bunların ölüme bağlı tasarruflara da konu olabileceğini hükme bağlamıştır. Bu hükme göre; eser sahibi, mali haklarında vasiyet veya miras sözleşmesi ile ölüme bağlı tasar-ruflar yapabilir. Örneğin: Bestekar A, ölümünde besteleri üzerindeki mali haklarının tamamını veya bir kısmını oğlu B’ye bıraktığını yasaya uygun olarak yaptığı bir vasiyetle açıklayabilir.

Manevi Hakların Miras Yoluyla İntikali

Manevi hakların, eser sahibinin eserle olan manevi bağlarından kaynaklanan haklar olduğunu yukarıda ifade etmiştik. Bunlar malvarlığına dahil olmayan, para ile ölçülmesi mümkün olmayan yani mali nitelikte olmayan haklardır. Miras yoluyla intikale elverişli olan varlıklar, malvarlığı hakları yani para ile değerlendirilmesi mümkün olan haklar olduğuna göre, manevi hakların miras yoluyla intikal etmesin-den söz edilemez. Bir başka ifadeyle, manevi haklar, miras yoluyla

intikal edip terekeye dahil olmazlar.6 Ancak bu açıklamalarımızdan, manevi hakların eser sahibinin ölümüyle birlikte son bulan haklar olduğu sonucu çıkartılmamalıdır. Eser sahibinin ölümüyle birlikte manevi haklar son bulmazlar, bunlar bu hakları kullanma yetkisine sahip olan kişilere intikal ederler.

Eser sahibinin ölümüyle birlikte manevi hakları kullanma yetkisi-nin kime intikal edeceği konusunda iki tür çözüm düşünülebilir:

  • Yasa koyucu burada özel bir hüküm getirmez. Manevi hakları kullanım yetkisini, mali hakları miras yoluyla iktisap eden kişilere bırakabilir. Alman Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (UrhG) & 28’de mali ve manevi hak ayrımı yapmadan “Eser sahipliğinden doğan haklar miras yoluyla intikal eder” hükmünü kabul etmiştir. Avusturya Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu da (UrhG) & 23’de de aynı çözümü benimsemiştir. Bu durumda, eser sahibi bir ölüme bağlı tasarrufla, manevi hakları kullanma yetkisine sahip olan kişileri belirlememiş ise, bunları kullanma yetkisi yasal mirasçılara intikal edecektir. Eser sahibi bir ölüme bağlı tasarrufla manevi hakları kullanma yetkisine sahip kişiyi belirlemişse, bu kişi ya da kişiler bu yetkileri kullanabilecektir. 
  • Yasa koyucu bu konuda özel bir düzenleme getirebilir. Mali hakların miras yoluyla intikalinden farklı olarak, manevi hakları kullanma yetkisine sahip olan kişileri belirleyebilir. 5846 sayılı Kanun’un 19. maddesinde bu çözümü benimsemiştir. Bunu aşağıda ele alacağız.

5846 sayılı Kanun “Eser Sahibinin Hakları”nı ikili bir ayrıma tabi tutarak hükme bağlamış, önce “Manevi Hakları” düzenlemiş, bu düzenleme içinde 18. maddenin kenar başlığında “III. Hakların Kullanılması” başlığı altında 18. maddede a) Genel Olarak; 19. maddede ise b) Hakları Kullanabilecek Kişiler şeklinde alt başlıkları kullanmıştır.

Hemen belirtelim ki, üzerinde açıklamalar yapacağımız madde 19. maddedir. Ancak bu maddenin yorumlanabilmesi için yasada hangi kenar başlığı altında yer aldığını ve düzenlendiğini açıklamak konunun daha iyi anlaşılmasını sağlamaktadır. Tekrar etmek gerekirse, ya-sanın 19. maddesi “manevi hakların kullanılması” başlığı altında yer al-makta ve “hakları kullanabilecek kimseler” kenar başlığını taşımaktadır. İfade edelim ki, FSEK m. 19 “manevi hakların miras yoluyla intikali” gibi bir başlık ya da ifade içermemektedir.

Yasanın 19. maddesine göre:

“Eser sahibi 14 ve 15 nci maddelerin birinci fıkralarıyla kendisine tanınan salahiyetlerin kullanılış tarzlarını tespit etmemişse yahut bu hususu her hangi bir kimseye bırakmamışsa bu salahiyetlerin ölümünden sonra kullanılması, vasiyeti tenfiz memuruna, bu tayin edilmemişse sırasıyla sağ kalan eşi ile çocuklarına ve mansup mirasçılarına, ana babasına, kardeşlerine aittir.

Eser sahibinin ölümünden sonra yukarıdaki fıkrada sayılan kimseler eser sahibine 14, 15 ve 16 ncı maddelerin üçüncü fıkralarında tanınan hakları eser sahibinin ölümünden itibaren yetmiş yıl kendi namlarına kullanabilirler.

Eser sahibi veya birinci ve ikinci fıkralara göre salahiyetleri olanlar, salahiyetlerini kullanmazlarsa, eser sahibinden veya halefinden mali bir hak ikti-sap eden kimse meşru bir menfaati bulunduğunu ispat şartiyle, eser sahibine 14,15 ve 16 ıncı maddelerin üçüncü fıkralarında tanınan hakları kendi namına kullanabilir.

Salahiyetli kimseler birden fazla olup müdahale hususunda birleşemezlerse, mahkeme, eser sahibinin muhtemel arzusuna en uygun bir şekilde basit yargılama usulü ile ihtilafı halleder.

18 inci madde ile yukarıdaki fıkralarda sayılan salahiyetli kimselerden hiç biri bulunmaz veya bulunup da salahiyetlerini kullanmazlarsa yahut ikin-ci fıkrada belirlenen süreler bitmişse eser memleketin kültürü bakımından önemli görüldüğü takdirde, Kültür Bakanlığı 14, 15, 16 ncı maddelerin üçün-cü fıkralarında eser sahibine tanınan hakları kendi namına kullanabilir”.

Yasa koyucunun manevi hakları kullanma yetkisine sahip olanları mali haklarda olduğu gibi eser sahibinin miras hükümlerine göre mirasçılarına bırakmayıp özel hükümle farklı bir düzenlemeye tabi tutmasının sebebi de manevi hakların niteliğinden kaynaklanmaktadır. Manevi haklar; eserin kamuya sunulması, içeriği hakkında bilgi verilmesi, eserde değişiklik yapılmasını yasaklama gibi para ile ölçülmesi mümkün olmayan, bu nitelikleri nedeniyle de terekeye dahil olmayan haklar olduğundan bunların genel miras hükümleri ve mirasçılardan farklı bir şekilde ele alınması mümkündür. Bu durum eser sahibinin mirasçılarının maddi yararlarına zarar vermez. Öte yandan, manevi hakları kullanım yetkisinin miras hükümlerine tabi tutulması, özellikle birden fazla mirasçının bulunduğu hallerde, bunların bu hakların kullanılması konusunda süratle hareket etmesi ve düşünce birliği içinde olması birçok hallerde zor olabilir. Önemli olan eserin korunmasıdır. O halde, mirasçılar arasında ortaya çıkacak uyuşmazlıklar nedeniyle eser sahibinin eserle olan manevi bağlarının zarar görmemesi gerekir.

Uygulamada karışıklığa mahal veren, 5846 sayılı Kanun’un 19. maddesinin 1. ve 2. fıkralarındaki düzenlemenin olması gereken hukuk (de lege feranda) bakımından değiştirilmesi gerektiği kanısındayız. 5846 sayılı Kanun’un 1. ve 2. fıkrasında öngörülmüş olan manevi hakları kullanma yetkisine sahip olan kişiler arasında sayılan “vasiyeti tenfiz memuru” ile “mansup mirasçılar” çıkarıldığında, geriye eser sahi-binin ölüme bağlı tasarrufları ile böyle bir tasarruf yoksa yasal mirasçıları kalmaktadır. Maddede yer alan vasiyeti tenfiz memurunun, eser sahibi tarafından bu maddede öngörülen manevi haklar bakımından bir ölüme bağlı tasarruf yapmış olması halinde gündeme gelebileceği-ni, böyle bir tasarruf bulunmadığı takdirde maddedeki düzenlemenin anlamsız olduğunu yukarıda ifade etmiş bulunmaktayız.

Belirtelim ki, aynı durum “mansup mirasçılar” için de söz konusudur. Yeni Türk Medeni Kanunu’nda yer alan atanmış mirasçı, eser sahibinin ancak mali haklarla ilgili olarak bir mirasçı ataması ve bu kişiye aynı zamanda 19. maddede öngörülen manevi hakları kullanma yetkisini tanımış olması durumunda gündeme gelebilir. Eser sahibi ta-rafından mali haklar konusunda atanmış bir mirasçı yoksa 19. madde-de sözü edilen “atanmış mirasçının” buradaki manevi hakları kullanma yetkisine sahip olması da gündeme gelemeyecektir.

Hal böyle olunca, 19. maddede sayılan kişilerden geriye şunlar kalmaktadır:

  • Eser sahibinin bir ölüme bağlı tasarrufla manevi hakları kullanma yetkisine sahip olan kişileri belirlemiş olması neticesinde anılan kişiler. 
  • Böyle bir tasarrufun bulunmadığı hallerde ise, eser sahibinin yasal mirasçıları olarak sırasıyla sağ kalan eşi ve çocukları; ana babası ve kardeşleri.

Sıralanan bu kişiler Türk Medeni Kanunu’nda öngörülen yasal mirasçılarla ilgili düzenlemeyle paralellik göstermektedir.

Sonuç olarak, 19. maddenin oldukça karışık, anlaşılması ve yorumlanması güç hükmünün değiştirilmesi, ilk iki fıkranın birleştirilmesi suretiyle Alman Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na benzer bir çözümle “Eser sahibi 14 ve 15. maddelerin birinci fıkralarıyla, 14, 15 ve 16. maddenin üçüncü fıkralarında tanınan yetkilerin kullanılış tarzı ya da kullanacak kişiler konusunda ölüme bağlı tasarrufta bulunmamışsa, bunları kullanma hakkı yasal mirasçılara aittir” şeklinde bir hüküm getirilmesi, bunu takip eden fıkraların da bu fıkra ile uyumunu sağlamak üzere yeniden kaleme alınmasının uygun olacağını belirtmek istiyoruz.

TBB Dergisi

Bir cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Gizlilik ve Çerezler: Bu sitede çerez kullanılmaktadır. Bu web sitesini kullanmaya devam ederek bunların kullanımını kabul edersiniz. Çerezlerin nasıl kontrol edileceği dahil, daha fazla bilgi edinmek için buraya bakın: Çerez Politikası Tamam Gözat